İntifada,Nasheed,Mujaheed,Cihad,Jihad,Şehadet

Afganistan,Filistin,Çeçenistan,Lübnan,Irak ve Zulüm Altında Olan Kardeşlerimizin Acısını Paylaşıyoruz ve Esefle Kınıyoruz…

Bir Şehadet Deyişi…

[Reklam#1]

Google Gruplar
intifada grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Bir Şehadet Deyişi

Ey şehadet!.. Her sabah duamızın başına eklediğimiz dilekçesin sen!…

Gelişini beklediğimiz, gülüşünü beklediğimiz kutlu misafir!..

Bir annenin çocuğunu beklediği gibi sabırsızca, arzumuz derin, öyle içten…

Bir an olsun yerimizde oturmadan, asla rahatımızı düşünmeden, bir gün çıkıp geleceksin diye…

Ey kutlu misafir… Ey Hüseyn’in yakasında gül, Hamza’nın başında taç…

Seni kimlerden soralım?

Arabistan çöllerinde damla damla biriken hayat, Anadolu yollarında katar katar dizilen bereket… Soğuk işkence odalarında filizlenen darağacı… Kavgamızın en büyük varoluşusun sen… Seni kimlerden soralım?

Bir düştün toprağa, bin bereket getirdin… Bir çağrı yaptın vicdanlarımıza, cevap bekledin… Bir çağrı yaptın yeryüzünün mazlumları adına… Bir çağrı yaptın güneşin aydınlığınca… Yolumuzu aydınlatan sen ey Şehadet…

Senin okulunda okusak yeniden bir taze öğrenci gibi… Senin sevdanla boyansak açan bir gül gibi yeniden… Zindan duvarlarında Yusuf’u koklasak, İbrahim gibi açılsak ateş vadilerine… Hicret yollarındaki her bir kum tanesi kadar başımız olsa da koysak yoluna ey büyük sevgili…Yüreğimiz müjdeli haberini beklerken nasılda çarpıyor!.

Ne kadar soyludur gelişin, hadi gel… Ne kadar erken gelirsen o kadar delikanlıdır duruşumuz…

Onurumuzsun sen ey Şehadet!.. Şu alçaldıkça alçalan dünyada, tutunacak dalımızsın… Rabbimizden en değerli armağan, hadi gel!…

Yiğitlerin sabah kokan ruhlarından bir nefes üfle hadi!… Sabahımıza gel, ansızın gel… Filistin’den soluk getir daralan göğsümüze… Ölümün çığlıklarından kurtar bizi ey Şehadet, bize hayatı sunacaksın biliyoruz… Kudüs sofrasından bir salkım sun ki ruhumuza, dirilsin insanlığımız… Dünyayı sen dirilteceksin biliyoruz…

Bir bir şehit haberleri geliyor Filistin’den… Tekbir getiriyoruz evrenin o büyük boşluğunda… Yüreğimiz zafer davulları gibi gümbürdüyor… Kavrayamıyor zalim, nasıl arzu dolduğumuzu…

Ey Şehadet, gel bize de… Ahmed Yasin’e geldiğin gibi füzelerle gelmiyorsan bile, ufacık kurşunlarla gel… Çağın karanlık ufuklarına bir şafak vuruşu… Beynimizde yarım kalmasını istemediğimiz bir ödev… Kanımız neyin nöbetini bekliyor bilmiyoruz…

Sana layık değilsek, kusurumuzu bağışla… Seni unuttuysak dualarımızdan, sığınıyoruz işte Rabbimize… Bu oluk gibi akan mümin kanları şahit olsun ki, artık bir daha unutmamacasına şehadeti bekleyeceğiz… Bir uyanış olsun bize… Dirilişimize bir vesile olsun… Zilleti asla kabul etmeyip İzzeti yaşatacağız… Hakkı düştüğü yerden tutup kaldıracağız… Andolsun ki Şehadeti bekleyeceğiz…

O cennete giden çocukların yerine elbette taş atacak bizim çocuklarımız… Elbette Kudüs özgür olana dek sürüp gidecek bu direniş… İntifada başsız kalmayacak elbette… Kaç liderimiz şehit olursa o kadar sağlam basacak yere ayaklarımız…

Her gün yeniden doğar güneş Kudüs’te… Aşklara yeniden selam durur Gazze’nin çocukları… Esirgemezler sayılı nefeslerini, adarlar Allah yoluna… Bir gün dünya gül bahçesine dönecek diye…

Ey Gazze’de uzun süre ağırlanan Şehadet!.. Hamza’nın heybetiyle gel… Kerbela toprağı saç başımıza… Bizi arındır dünyanın kirlerinden… Kalbimizde biriken kibirden, cimrilikten, hasetten arındır bizi… Çevremizi saran şirk lekelerini temizle… Fethin mübarek olsun, buyur işte yüreğimiz…

Bu meydanlara sığmayacak kavgamız, saracak dünyayı… Ağzımızda durdurulamaz Şehadet marşlarıyla… Geceyi yakıyoruz, senin meşalelerinle…

Yorum Yok
taintedsong.com taintedsong.com taintedsong.com

Cihadı Terkedenlerin Öne Sürdükleri Mazeretler

Ey kendisine farz kılınan cihattan yüz çeviren, tevfik kanunlarından sapan! Bil ki, sen muhakkak uzaklaşma ile karşı karşıyasın… ALLAH’a yemin olsun ki, murada nail olmakla mesut olmaktan mahrum oldun. Savaştan kaçmanın,kahramanların savaşlarında bulunmayışının, ALLAH yolunda mal ve can ile cimri davranmanın sebebini keşke bilseydim.

Bunun sebebi; uzun yaşama arzusu, ecelin saldırma korkusu, mal ve ehilden bir mahbubun; çoluk-çocuk ve hizmetçiden, kardeşten, yakından, kerim olan bir dosttan, sıcak bir arkadaştan, salih amelleri çoğaltma arzusundan, güzelliği ve çekiciliği olan bir zevcenin sevgisinden, korucu komşundan yüksek mevkilerden, ihtişamlı köşklerden, huzurlu bir gölgeden, şık giyimden veya afiyetli bir yiyecekten başka bir şey midir? Seni cihattan alıkoyan bunlardan başka bir şeyi değildir. Rabbinden seni uzaklaştıran da bundan başka bir şey değildir.

Ey benim kardeşim, bunlar senden sudur edecek güzel şeyler değildir. ALLAH’ın (c.c.) şu sözünü duymuyor musun?:Ey iman edenler, ne oldu ki size ALLAH yolunda savaşa kuşanın denildiği zaman yerinizde ağırlaşıp kaldınız. Ahiretten cayıp dünya hayatına mı razı oldunuz?! Ama ahirettekine göre bu dünya hayatının yararı pek azdır.(Tevbe: 9/38)

Sana yazacağım kesin hüccetlere kulak ver. Sana sunulacak apaçık burhanları dinle! Ki bilesin, seni cihattan alı koyan sadece mahrumiyet, gecikmendeki sebep de sadece nefis ve şeytandır. Senin uzun yaşama umuduna sükunet etmen, ecelin hücum etmesinden korkman, gelmesi kesin olan ölümden kaçman, yürünmesi gerekli olan yolda yürümekten korkmana gelince, ALLAH’a yemin olsun ki cihatta
geçmek öne geçenlerin ömrünü kısaltmayacağı gibi, cihattan geri kalmak da geri kalanların ömrünü arttırmaz.

“Her ümmet için bir ecel vardır. Onların ecelleri gelince ne bir saat ertelenebilirler, ne de öne alınabilirler.(Araf: 7/34)

Oysa ALLAH kendi eceli gelmiş olan hiçbir kimseye kesinlikle ertelemez. ALLAH yaptıklarınızdan haberdardır.(Münafikun: 63/11)

color=teal]Her nefis ölümü tadıcıdır. Sonra bize döndürüleceksiniz.” (Ankebut: 29/57)[/color]

Ölümün sarhoşluğu var, ey günahkar! Canın çıkmasının korkusu çok büyüktür, ama farkında değilsiniz. Kabrin öyle bir azabı var ki, ondan ancak salihler kurtulur. Ve orada sorgulayıcı iki meleğin sorgusu vardır.ALLAH iman edenleri dünya hayatında ve ahirette sapasağlam sözle sebat içinde kılar. Zalimleri şaşırtıp saptırır. ALLAH dilediğini yapar?” (İbrahim: 14/27)

Bu büyük tehlikeden sonra, kişi ya saittir, ebedi nimetlerin içine gider veya şakidir, Cehennemin azabına gider. Şehide gelince; o, tüm bunlardan emindir. Bu helak edici şeylerden korkmaz.
Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:”Şehid öldürülmenin acısını ancak bir cimcik kadar hisseder.(1)Şehidin öldürülmeden duyduğu, ancak sizin çimdiklenmekten duyduğunuz kadardır (2)

Ey benim kardeşim! Bu fırsatı değerlendirmekten seni alı koyan nedir? Sonra bu fırsatı değerlendirirsen kabirdeki azaptan kurtulur, ALLAH indindeki en güzel ve en iyi sonucu kazanır, sorgulama sınavı ile ondan sonraki korku ve dehşetten emin olursun.”
“Şehitler Rabbleri katında diridirler ve rızıklandırılıyorlar. ALLAH’ın kendi fazlından kendilerine verdiği ile sevinirler ve kendilerinden sonra gelenlere müjdelemek isterler. “(Al-i İmran: 3/170)

“Ruhları yeşil kuşların içinde İliyyin Cennetlerinde dolaşırlar.”(3)Bu şerefli ölüm ile, acı dolu şu ölüm arasında ne kadar çok fark var. Eğer cihattan beni alıkoyan; ehlim, malım, çoluk-çocuğumdur diyorsan, şüphesiz ALLAH (c.c.) gizlenemeyecek derecede apaçık bir şekilde şöyle buyurmaktadır:

”Bizim katımızda sizi bize yaklaştıracak ne mallan’ nız, ne de evlatlarınızdır” (Sebe: 34/37)

Kadınlara, oğullara kantar kantar yığılmış altını, gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara süslü ve çekici kılındı. Bunlar dünya hayatının metaldir. Asıl varılacak güzel yer ALLAH katında olacaktır.”(Al-i İmran: 3/14)

Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun (eğlence türünden) tutkulu bir oyalama bir süs, kendi aranızda bir övünme, mal ve çocuklarda bir çoğalma tutkusudur. Bir yağmur örneği gibi. Onun bitirdiği ekincilerin hoşuna gitmiştir. Sonra kuruyuverir bir de bakarsın ki, sapsarı kesilmiş sonra o bir çer çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azap ALLAH’tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk vardır. Dünya hayatı aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir.” (Hadid: 57/2)

Bu konuda ayetler çok, deliller çok açık ve aydınlatıcıdır.
Hadiste şöyle buyruluyor:”Eğer dünyanın ALLAH katında sivrisineğin bir kanadı kadar değeri olsaydı, bir kafiri onda tek bir su ile sulamazdı”.(4)Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur.”Cennette, birinizin kamçısının yeri kadar yer, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. ALLAH yolunda bir gecelemek veya bir sabahlamak dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Cennet ehlinden bir bayanın örtüsü dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır.(5)Bu büyük mülk ve saltanattan ehlin seni nasıl alıkoyuyor? Ki bunlar, çok geçmeden ölecekler. Değişik eller onları parçalar, afet ve musibetler onları bölük pörçük eder. Onlardan sadır olan cimrilik, verimsizlik, düşmanlık ve kötü ahlak senden olan şansların kaybolmasıyla sana karşı olan kinleri… Malın az olduğu bir zamanda senden ayrılışları…
Durumların değişmesiyle sana karşı olan sevgilerinin değişmesi… Bundan daha büyüğü ALLAH’a dönüşte senden kaçmaları, sorgulama yerinde zerre taneleri seni hesaba çekmeleridir. Öyle ki, her biri kurtulmak için tüm günah ve ağır yüklerini sana yüklemek isterler.Peki gidici ve zeval bulucu olan (malın) seni nasıl alıkoyuyor? Onun kaybıyla arkadaşlar kaçar, çoluk çocuk dağılır. Sana o kadar sokulan dostun seni terkeder. Sonra Kıyamet günü nereden kazandın ve nereye infak ettin diye ondan sorulursun.

“O günde sorgu ne kadar zordur. O gün, evet o gün; çocuklar yaşlanır, korku büyük olur. îzdiham çok olur. Çekişme şiddetli olur. Her emziren emzirdiğini terkedip kaçar. Her gebe karnımdakini bırakır. (Hac: 22/2)

Mücrimler simalarından tanınır. Kahkül ve ayaklarından tutulur? “(Rahman: 55/41)

O günde zenginler az ve pek az olandan, hakir ve şerefli de eksik ve tam olandan sorgulanacaklar. Fakirler zenginlerden beş yüz sene evvel Cennete girecekler. Onlar orada yerler içerler ve Darus-Selam’da refah içinde olurlar. Ve sen ey zengin, malından dolayı sen bunlardan yoksunsun.O mal, az olduğunda gam ve zahmetini arttırır, çok olduğunda da seni zengin ve azgın kılar. Eğer ölür ve arkanda bırakırsan seni aşağılar. Önünde de onun üzerinde sorgulanacağın bir yer var. O günü bilir misin? Farzet ki dünya ve içindekiler senin olsun. Onun çekiciliğine ve aldatıcılığına meyletsen dahi, onun sonu fani olma ve senin de ondan mutlaka ayrılman söz konusu olmayacak mı?

Hadiste Nebi’nin (s.a.v) şöyle dediği rivayet edilir.” Dünya’mın tümünü içindekilerle beraber sana göstereyim mi?”Evet ey ALLAH’ın Rasulü” dedim. Bunun üzerine elimden tutup Medine’nin vadilerinden bir vadiye getirdi. Bir de ne göreyim? Orada insanların kafa taslarının, pisliklerinin, çürümüş kemiklerin külünün, (hayvanların) kemiklerinin bulunduğu bir çöplük var.Ey Ebu Hureyre dedi. “Bu kafalar sizin hırslı olduğunuz gibi hırslıydılar. Sizin umduklarınızı umuyorlardı. Sonra onlar bugün derişiz kemikler olarak düşmüşler. Bu pislikler yediklerinin çeşitleridir. Kazandıkları yerden kazandılar ve onu midelerine indirdiler. İnsanlar da ondan uzak durmaya başladılar. Bu yanmış, ufalmış, çürümüş küller onların elbiseleriydi. Sonra onları rüzgar savurup duruyor. Bu kemikler üzerlerine ülkeleri gezdikleri bineklerinin kemikleridir. Buna rağmen dünyanın üstünde ağlayan ağlasın.
(6)Der ki;
“Bizi daha ayrılmadan şiddetli bir ağlama tuttu.”Eğer keremli çocuğunu ve ona karşı şefkatli ve merhametli babanın şefkatini hatırlıyorsan,

ALLAH (c.c.) şüphesiz şöyle diyor:”Şüphesiz sizin mallarınız ve çocuklarınız birer fitnedir. ALLAH’ın indinde ise büyük ecir vardır.”(Teğabun: 64/15)

ALLAH’a yemin olsun ki O, çocuğa karşı anasından babasından, kardeş ve amcalarından daha şefkatli ve merhametlidir. Nasıl da olmasın? Onlardan önce O, iç organların karanlıklarında rahmetinin memelerinden terbiye eden, anaların rahimlerinde ve babaların meniden kalbi O’nun lütuf ve rahmetinin elinde olandır. O zaman senin şefkatin neredeydi? Ona karşı titreyişin, yakınlığın ve uzaklığın neredeydi? Ve o nasıl seni nimetler diyarından ve Kerim olan Rabbinin yakınlığından nasıl seni alıkoyabiliyor?

Eğer o küçük bir çocuk ise, sen onunla gamlanırsın, büyük İse onunla üzüntü duyarsın, sağlıklı ise, üzerine titrersin, hasta ise kalbin onun zayıflığı ile muzdarip olur. Terbiye edersen, zar ve taatinden çıkar, nasihatte bulunursan, sinirlenir ve ki tutar. Çoğu çocukta olan mutad isyan bir tarafa. Önün alırsan seni korkutur. Müsamaha edersen seni cimrileştiriri Zühdedersen seni rağbet ettirir. Onunla büyük bir fitneye uğramışsın. Halbuki bunu minnet sayıyorsun. Bela onunla umumi olmuştur. Halbuki sen onu nimet sayıyorsun. Gamım la sevinmeni istiyorsun, ferahlığının hüznünle olmasını! zararınla kazanmasını, mizanının hafifliği karşısında dirhemlerinin çoğalmasını istiyorsun. Onun sebebiyle sana güvenemiyeceği şeylere yükleniyorsun. Onun için her darlığa girersin. Ey adam onu hatırından atıp, seni ve onu rahata bırak. Kendinden sonra onun rızkında seni ve onu rızıklandırana tevekkül et. Mülk ve melekütte onun tedbirini ALLAH’a teslim ettin, fakat ölümünden sonra çocuğunun tedbirini O’na vermiyorsun.

“ Onun tedbirinde az veya çok bir payın var mıdır ?Göklerin yerin ve aralarında olanların mülkü ALLAH’ındır. Dönüş de O’nadir.”(Maide: 5/18)

ALLAH’a yemin olsun ki ne kendine, ne de ona bir yarar veya zarar sağlamaya gücün yetmez. Hayat ve dirilmeye de yetmez. Onun ömründe azıcık bir uzatmaya gücün yetmeyeceği gibi, rızkında bir çekirdek kadar artırmaya gücün yetmez. Halbuki ölüm aniden seni avlar, kabirde yıkılır, ameline esir olursun. Aziz olan senin çocuğun senden sonra yetim olur. Varislerin malını bölüştürür. Ev ahalin darmadağınık olur. Ve keşke şehitlerle beraber olsaydım da büyük bir kurtuluş ile kurtuluşa erseydim dersin. Sana şöyle denilir:Heyhat! Geçen geçmiştir. Hasretler büyük olmuş. Takdim ettiğin iyilik ve günahlarınla baş başa kaldın.” İçinde bulunduğun aldatıcı durumdan seni ikaz eden aziz ve gafur olan ALLAH’ın sözünü işitmiyor musun?

Ey insanlar! Rabbinizden korkup sakının ve öyle bir günün azabından korkun ki, (o gün) hiçbir baba çocuğu için bir karşılık veremez ve hiçbir çocuk da babası için bir karşılık verebilecek (durumda) değildir.

“Şüphesiz ALLAH’ın vaadi haktır. Artık dünya hayatı sizi aldatmasın. Aldatıci(lar) da sizi ALLAH ile aldatmasın.”(Lokman: 31/33)Çocuğun eğer saidlerden ise,cennetler sizi bir araya getirir. Eğer şakilerden ise, o zaman sana şimdiden Cennet ve ateş ehli ile iyiler ve kötüler bir araya gelmesin. Umulur ki ALLAH sana şehadeti nasip kılar da, ona şefaat edersin. Ondan ayrılışın onun kurtuluşunun vesilesi olur. O zaman onu azaptan kurtaracak şeye haris olur ve onda çaba göster. Çünkü yarın: “Kişi o gün kendi kardeşinden, annesinden babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar. O gün onlardan her birisinin kendine yetecek bir işi vardır.(Abese: 80/34-37)

Şüphesiz bu apaçık bir beyanın ta kendisi dir.ALLAH dilediğini dosdoğru yola iletir.”(Bakara: 2/213)

Eğer bana ağır gelen kardeş yakından, dost ve ahbaptan ayrılmadır diyorsan, o.zaman sanki sen tüm yaratıkların başına kıyamet kopmuş kıyamettesin.”O gün dostlar, muttakiler hariç birbirlerine düşmandırlar.”(Zuhruf: 43/67)[/color

]Eğer dostluk ALLAH için ise, şüphesiz ebedi nimetler içine iliyyun sizi bir araya getirir. Eğer dostluk ALLAH için değilse, o zaman arkadaş arkadaşla haşrolunmadan ayrılık olsun. Çünkü, kişi ahirette arzusuna ortak olduğundan dolayı sevdiği ile beraber haşr olunur. Eğer o muttakilerden ise, kardeşine yardımı dokunur. Eğer bedbahtlardan ise, ona zarar verir. Dost ve yakınların bu dünyadaki cefası yüz çevirmesi, vefasızlığı, mutsuz kılmaları, saf niyetli olmamaları, senin yanında değişmeleri, üzerine renk atmaları, sana kötülükleri, senden ayrı durmaları, kalplerinin gizledikleri illet ve hastalıklar bir yana, eğer zorluğa girersen senden vazgeçerler. Ayağın kayarsa kendilerini senden uzak tutarlar.

Bolluğun kardeşleri, darlığın düşmanlarıdır. Dostlukları zenginlikle paraleldir. Ahbaplıkları meşakkatlerle doludur. Malın azalırsa seni usandırırlar, halin yerinde olursa o zaman kardeşin nasıl da kardeş olur. Eğer bu beyanda şüphe edersen, imtihan esnasında yakin olarak açığa çıkarlar. Eğer temiz bir insanla kardeş olmayı başarmışsan veya vefakar bir insan ile dost olmuşsan, o zaman yarın, doğru sözlülerin en doğru sözlü olanının dediği gibi

“Onların göğüslerinde kinden ne varsa tümünü sıyırıp çektik. Kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar.” (Hicr: 15/47)Ey adam! Ne dost ne de yakın seni cihattan alıkoymasın. Belki güneş batmadan ayrılırsınız. O zaman da büyük sevabı kaçırmış, en yakın dostun senden ayrılmış, derecelerden arzu ettiğinden mahrum olursun. Pişman olursun, ancak pişmanlık sana bir şey kazandırmaz.

Hadiste Cebrail Nebi’ye (s.a.v):Ey Muhammed Şüphesiz ALLAH sana şöyle buyuruyor: “Dilediğin kadar yaşa, sonunda mutlaka öleceksin. Dilediğini sev, ama muhakkak ondan ayrılacaksın. Hangi ameli yaparsan yap, muhakkak onunla cezalandırılacaksın.”(7)

Bu az kelimelerin kapsadığı ölüm, sevilenlerden ayrılma amellere göre cezaya bir bak! Ve bu inzardan uzak dur Çünkü o bir inzardir.

”Şüphesiz bunda görenler için ibret var.”(Al-iİmran:3/13)

Eğer, beni engelleyen makamım, yüksek mevkim, izzetimdir diyorsan, makamın sana ulaşıncaya kadar onu seven kaç kişinin ondan ayrıldığını onun gölgesi, seni gölgelendirinceye kadar ona imrenen kaç kişinin üzerinden geçtiğini keşke bir buseydin. Onlardan ayrıldığı gibi senden de ayrılacaktır. Sanki şimdi onu yaşıyorsun.Ve görünen o ki onun gelip çalmasıyla, kalbin hasetle dolu, göğsünde hüzünle mamur olarak dostlarından ayrılıyorsun. Makam ve mevki olarak içinde bulunduğun ortam devam etmedi. Başarı sebepleri diye talep ettiklerinle kurtuluşa ? ermedin. Talep ettiklerine ulaşamadın. Halbuki kişiyi ? ateşten çıkaracak, dünya sultanlarının en büyüğü kadar ve onun on misli kadarı ile beraber Cennete girecek olanlarla! beraber Cennete girmek için başka sebepler var.

Daha önce geçmiş nebi, sıddık, şehit ve salihlerle beraberi olmaya ne dersin? Makam ve mevkideki güçlük ve zorluk, kötü sonuç, kazanacağın çok düşman ve çok hasetçi, bunların! gizledikleri kin ve nefret, malının elden gitmesiyle sana yapacakları sövmeler, gelecek olanın gelmemesiyle ah men, bununla hizmetçi ve ihtişamının çoğunun gideceği daha.

Önce ayakların öpmekten gurur duyan kişilerin senden yüz çevireceği. Evet tüm bunlar sana sır değildir.

Şöyle rivayet olunmuş Kerim olan melek, yüce Rab’dan bir yazıyla gelir. Onda Hay ve ölümsüz olandan Hay ve ölmeyecek olan insana. Ey Kulum ben bir şeye ol derim, o da oluverir. Seni de bir şeye ol dediğinde oluverir şeklinde kıldım.( 8)

Hadiste:Cennet ehlinden derecesi düşük olan, başında on beş bin hizmetçisi olandır. Birinizin başındaki en küçük inci, doğu ile batı arasını aydınlatabilir.

Tirmizi ve İbn Hıbban Sahihlerinde şunu rivayet etmişler:”Cennet ehlinden en düşüğünün seksen bin hizmetçisi, yetmiş iki zevcesi var. Ona inci, yakut ve Zeberced’den bir köşk yapılır ki, büyüklüğü Cabiye (Dımeşk’in beldelerinden bir belde) ile San’a arası kadardır”.

“Ve aziz ve gaffar olan ALLAH’a kulak ver.Melekler ona her bir kapıdan girip şöyle derler: Sabrettiğinize karşılık selam size, dünya yurdunun sonu ne güzel.” (Rad: 13/23-24)

ALLAH’a yemin olsun ki bu gözlerin onunla aydınlanacağı şeydir.Böylece çalışanlar da bunun benzeri için çalışmalıdır “(Saffat: 37/61)

Eğer ayrılması bana zor gelen köşküm ve onun gölgesi, sağlam yapısı, yüksek yeri, ondaki ihtişamım ve hizmetçilerim, sevincim ve nimetlerindir diyorsan, acaba o, toprak taş ve çamurdan sıva, demir ve keresteden, hurma çubuklarından başka bir şey midir?

Süpürülmezse çöple dolar. Kandil yakılmasa kapkaranlık olur. Binaya bakılmasa yıkılması erken olur. Ona bakım yaparsan neticesi yine yıkımdır. Çok geçmeden toprak gibi olur. Sakinleri dağılır, hizmetçiler oradan gider. İzi silinir, haberi kaybolur, şekli silinir ismi unutulur.

Rivayet olunmuş ki:” ALLAH (c.c.) Adem’i (a.s) yeryüzüne indirdiğinde ona şöyle demiş:Yıkılması için bina yap. Halbuki o yok olmak için doğmuş”.(9)

Haberde: “ALLAH’ın bir meleği vardır ki, her gün ölüme yaklaşınız ve yıkılması için bina yapınız.”

Ey Mağrur adam! Kısa bir süre sonra yok olacak köşkünü yüksek, aydınlık, nehirleri akan, dalları, sevinci sürekli olan bir yurtla değiştir.
Onun yapısını sorarsan kerpiçleri var ki gümüştendir. Kerpiçleri var ki altındandır. Orada yorgunluk yoktur. Meşakkat yoktur. Toprağını sorarsan o misk kokuludur.!! Taşlarım sorarsan inci ve değerli taşlardır.(10)

Onun nehirlerini soruyorsan onda sütten nehirler, bal*dan nehirler ve kevser nehirleri vardır.

Onun köşklerini sorarsan, orada yük (11)

sekliği yetmiş mil olan incilerden yapılmış köşkler, yeşil yakuttan göz kamaştırıcı köşkler veya kırmızı yakuttan yapılmış çok yüksek köşkler vardır. Orada her köşede mümin için hizmetçiler vardır. Bahçesinin çok geniş oluşundan onlar birbirlerini göremez.(12)

Onun yaygısından sorarsan, onun astan ağır işlenmiş atlastandır. Acaba (astarları buysa) üstleri nasıldır? O yük-sekçedir. Her bir döşek arası kırk yıldır onların üzerinde ne uyku gelir ne uyuklama olur. Onların üstünde onlar karşılıklı bağdaş kurup otururlar.

”Kimi kimine dönüp sorarlar.”(Tur: 52/25)Onun yiyeceğinden sorarsan, onun sofraları konulmuş, yemeği daimi, kesip-eksilmeyen ve yasaklanmayan meyveler; “Arzulayıp seçecekleri meyveler, canlarının çektiği kuş etleri. (Vakıa: 56/20 21)Onlara mühürlü, katıksız bir şaraptan içirilir ki onun sonu misktir. Şu halde yarışmak isteyenler, bunun için yarışsınlar.”(Mutaffifin: 83/25 26)

Cennetin ehli kazai hacet yapmazlar. Tükürmezler ve sümkürmezler. Yiyecekleri derilerinden misk kokusu, rengi de inci renginde süzülüp akar. Bir de bakarsın ki, karın önceki halini almış.(13)

Onun hizmetçilerinden sorarsan onlar; [color=blue]“Çevrelerinde gençlikleri ve dinçlikleri ebedi kılınmış civanlar dolaşır durur. Sen onları gördüğün zaman saçılmış birer inci sanırsın.Her nereye bakarsan bir nimet ve büyük bir mülk görürsün.”Onların üzerinde hafif ipek ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler vardır. Gümüşten bileziklerle bezenmişlerdir. Rableri onlara tertemiz bir şarap içirmiştir.”Şüphesiz, bu, sizin için bir mükafattır. Sizin çaba harcamanız şükre değer görülmüştür.”(İnsan: 76/19-22)

Özetle, sana anlattıklarımın tümü, haberlerde Kur’an ve hadiste
gelenlerdir. Yoksa Cennette, gözün görmediği, kulağın işitmediği ve hiçbir beşerin hatırına gelmediği şeyler de vardır.(14)

Onların bu büyük nimet ve yüce makamdaki kalmalarından soracak olursan, orada onlar ebediyen kalıcılardır. Orada diridir, ölmezler. Gençtirler, yaşlanmazlar. Sıhhatlidirler, hastalanmazlar. Sevinçlidirler, üzülmezler. Razıdırlar, kızıp Öfkelenmezler. Nimetin kesintisinden ve kovulmaktan emindirler.(15)

Ayrıca onlar güvenli bir makamda olup, “Oradaki duaları, Alalhım, sen ne yücesin’dir ve oradaki dirlik temennileri “selam”dır. Dualarının sonu da: “Gerçekten, hamd Alemlerin Rabbi olan ALLAH’ındır.”(Yunus: 10/10)

Ve sen, bu büyük, eşsiz bucaksız mülk ile, kısa ömürlü ve düşük değerli köşkünün kıyasını aklınla yap. Ve şehadetle ondan ayrıldığında nelere mazhar olacağına bir bak. Ama şu bir gerçektir ki, içinde bulunduğun makam şüphesiz aldatıcıdır.(Bunu her şeyden) haberi olan ALLAH gibi sana hiç kimse haber veremez.”(Fatır: 35/14)

Gecikmeden amacım; amelimin ıslahı içindir diyorsan, bu da aldanmaktan ve uzun amel peşinde koşmaktandır. ALLAH’a yemin olsun ki, makdur ecelde gecikme olmuş değildir

.”Ey insanlar, hiç şüphesiz ALLAH’ın vaadi haktır. Öyleyse dünya hayatı sîzi aldatmasın ve aldatıcılar da, sizi ALLAH ile (ALLAH’ın adını kullanarak) aldatmasın.”(Fatır: 35/5)

ALLAH’a yemin olsun ki, bu, şeytanın tuzaklarından başka bir şey değildir.

Bu ALLAH’ın velilerinin ve salihlerinin amaçlarından değildir. Eğer söylediğinde doğru isen, sahabe ve tabiin bu amaca daha evla kişiler değil midir? Eğer onlar ecelin tayinine niyetlenseydiler, ALLAH uğrunda korkunç halleri yaşamaz, müşrik ve kafirlerle cihat etmez, şehir kasaba ve ülkeleri kuşatmazlardı.

Ey şaşkın adam! Kulaklarınla ALLAHu Teala’nın şu sözünü dinlemez misin?:”Hafif ve ağır savaşa kuşanıp çıkın ve ALLAH yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihat edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.” (Tevbe: 9/41)ALLAH’ın şu sözünü tefekkür etmez misin?

”ALLAH, cihat edenleri oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır. “(Nisa: 4/95)

Hadiste:”Bir adamın, ALLAH yolundaki safında bir defa durması ehlinin evinde yetmiş yıl yapacağı ibadetten daha efdaldır.(16)

Ey mağrur! Şüphe yok ki mücahidin uykusu, gece kıyamından ve yılların orucundan daha efdaldır. Bunun geni açıklaması gelecektir. Yardım istenen ALLAH’tır.Farzet ki; sen söylediğin şeylerde doğru söylüyorsun.

“Senin amelin kabul ve red arasında dolaşıp durmuyor mu? Önünde korkulacak dehşetli ve korkunç bir durum yok mu? Acaba önünde dehşet dolu haşir günü yok mu? Ve ALLAH’a yemin olsun ki eğer amel etmişsen bu amelin seni kurtaracağını veya alçaltacağını bile ALLAH gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilir.” (Nemi: 27/25)

“Andolsun, ölseniz de, öldürülseniz de şüphesiz ALLAH’a varıp toplanacaksınız.”(Al-i İmran: 3/158)

Eğer eşimden ve onun güzelliğinden, ona yakın olmakla olan cinsiyetle onunla buluşmakta hasıl olan sevinçten ayrılmak doğrusu bana güzel gelmiyor diyorsan. Farzet ki eşin kadınların en güzeli, asrının en güzel kadını olsun. Onun başlangıcı değersiz bir nutfeden sonu da kokuşmuş tiksindirici cesetten başka bir şey midir? O, bu iki nokta arasında da pislik taşır. Hayzı, ömrünün yarısından seni engeller. Sana karşı isyanı itaatinden daha fazladır. Sürme çekmezse gözleri bulanık olur. Süslenmezse çirkinliği ortaya çıkar. Taranmazsa saçı dağınık kalır. Yağlanmazsa parlaklığı söner. Koku sürünmezse pis kokar. Temizlenmezse pis kokar. Hastalıkları çok, bıkkınlığı seridir. Büyüdüğünde adeti kesilir. Yaşlandığında zayıf düşer. Ona karşı iyi davranırsın ancak, kızgınlığında o bunu inkar eder.

Nebi’nin (s.a.v) dediği gibi: “Zaman boyu kadınlardan birisine iyilik edersen ve o senden bir şey görürse “senden hiç iyilik görmedim der.(17)

Ondan en kötü şeyi istersin. Onun ayrılmasından ve cefasından siz çevirmesinden korkarsın. Onun sevgisi sana çalışmayı, yorulmayı, şiddetli, meşakkati ve bitkinliği yükler. Seni helak edici yollara düşürür. En düşük arzusunda helak olmanı ister. Muradına ermek için seni sever. Bu geçtiğinde senden yüz çevirir, senden ayrılır. Senden başkasının talep etmeye başlar. Seni bıktırır ve sana karşı buğzunu izhar eder. Lisanı hal ile her ne kadar sözlü olarak söylemiyorsa da şöyle der. Benimle oranı kesme ve (dolayısıyla) (bana) infak et veya benden ayrıl ve boşa. Kısacası ancak eğrilik üzere yararlanabilirsin. Beraberliğin ancak zorluk ve sıkıntı ile olur. ALLAH aşkına bak bu işe! Bunun sevgisi nimetler ve sevinçler diyarında nurdan yaratılmış, civaneler ve hurilere beraber villalar (köşklerin) gölgesinde yaşayanlara ulaşmaktan nasıl da seni engelliyor. ALLAH’a yemin olsun ki, şehdin kanı kurumadan onlarla karşılaşır. Gözleri onların nurunu görmek mutluluğuna erişir.

Bunlar; hur-i aynıdır. (Göz kamaştırıcı derecede) güzeldirler. Tertemiz bakiredirler. Sanki onlar yakuttur. Senden önce onlara ne bir insan ne de bir cin dokunmuş. Konuşmaları yumuşak ve nazikçedir. Soyları mutedil ve güzeldir. Saçları tek renktir. (Simsiyah sapsarı vs.) Değerleri büyüktür. Gözleri zayıf bakışlıdır. Güzellikleri göz kamaştırıcıdır. Cemalleri parıldıyor. Nazlıdırlar, (görünüşte) Gözleri sürmelidirler. Şekli şemali güzeldir. Konuşması tatlıdır. Yaratılışı hayrette bırakır. Ahlakı güzeldir. Takılan güzel ve değerlidir. Giysileri zarif ve hoştur. Sevgisi çoktur. Bıkkınlığı söz konusu değildir. Gözlerini sana mahsur kılmış, senden başkasına bakmaz. Arzu ettiğin kadar sana sevgiyle bağlanmış. Tırnağı görünse ay(m) nuru yoktur. Bilezikleri geceleyin görünse kainatta karanlık kalmaz. Eldeki bilezik yerleri görürse tüm insanları tutsak kılar. Yer ve gök arasında (o) çıkarsa ikisinin arasını (güzel) kokuyla doldurur. Şayet denizlere tükürürse (en) tatlı su (lar) gibi olur. Ona baktıkça senin gözünde onun güzelliği artar. Onunla oturdukça güzelliğinin üstüne güzellik gelir.

Bunları duyup onlara kavuşmak için çaba sarfetmeyip yerinde oturmak akıllı bir insana uygun düşer mi? Şunu bil ki, zevcenden ayrılmak seni takip ediyor ve olması da gerekir. Sanki (o) olmuş bile. înşALLAH Cennet ikinizi buluşturur. Eğer o salihelerden ise orada onunla buluşmak ne güzeldir. Yine eğer o salihelerden ise onunla buluşman (visal) için ondan mutlaka ayrılman gereken sadece ölüm vaktidir. Onu ahirette, niteliklerini sadece ALLAH’ın bildiği en güzel hur-i aynalardan bulursun. Onda tiksindiğinin ondan gittiğini, onda (ki) kötü hasletlerin yok olduğunu, ahlakının güzelleştiğini, yaratılışının kemale erdiğini, sürmeli ve güzel gözlü parıldayan güzellikte, bakire, tahire, hayız ve nifazdan temizlenmiş olduğunu, necasetten (artık) uzak olduğunu, eğriliğinin gittiğini, sevgisinin arttığını, nurunun arttığını, bu dünyada olduğu gibi, orada da güzellik ve nurda huri aynalara üstün kıldığını görürsün… (o zaman) bu gün ALLAH (rızası) için ondan ayrıl (ki) ALLAH onun karşılığını versin. Eğer Cennet ehlinden ise mutlaka senin olur ve ey adam bu ebedi mekandan bu alemin hiçbir süslü aldatmacası seni oyalamasın. ALLAH’a yemin olsun ki, bu dünya, karar yeri, toplanma ve kaynaşma yeri değildir. Bu öyle yer ki, bu gün güldürürse, yarın seni ağlatır. Seni sevindirirse akabinde seni aşağılar. Şayet nimetlerin tümü onda toplansa, intikamı (ceza, öcü) seri olur. Bolluk olursa (zamanla) kıtlığa dönüşür. (Nimetleri, mal,mülkü) toplanmışsa yine darmadağın olur. Bir araya toplasa bölük-pörçük olur. Eksilirse ona sıkıntı verir. Zengin olursa zorluk çeker. Bu daha da artarsa onu helak eder. Yaşlanırsa helak eder. Aydınlarıysa arkasını döner. Duru olursa zulmeder. Yapıları çoğalırsa, kapıcıları (dilencileri) da çoğalır. Onunla iyi buluşmuşken ayrılık gelir. Yakınlığı uzak, sevgilisi kovulmuş görüntüsü serap, tatlılığı azaptır. Üzüntü, keder, tasa, sıkıntı, gam, ayrılık ve firak, şaki ve şikak (zorluk ve meşakkat) hastalık ve dert, meşakkat ve yorgunluk diyarıdır. Çokluğu az, azizi zelil, zengini fakir büyüğü hakirdir. Afetle doludur. Esef, vah vahları çoktur. Saflığı azdır. Vefasızdır. Sözlerine güven olmadığı gibi, vaatlarmı ifa etmez. Sevgilisi yorgun, aşığı şaşkın, ona güvenen mahcuptur. Muhakkak ki o (dünya) ayıplarını örtmüş, musibetlerini gizlemiş, felaketlerini gizlemiştir. Hurafeleriyle aldatmış, rüşvetiyle aldatmıştır. Tuzaklarını kurmuş, ağlarını örmüş, düşüklüğünü mubah kılmış, kılıcını çekmiş, güzel yönlerini gösterip, çirkin yerlerini örtmüştür.

Ve ey adamlar! Buluşma, buluşma diye sesleniyor. Onunla buluşma, ona kavuşmayı dileyen, onun ağına düşmüş, onun kötü durumu ona görünmüş, cezası büyük olmuştur. Şerri ile ilgili cehaletinden onun esaretine düşmüş, tuzağı (onun) basma gelmiş, dünya halini görmediğinden pişmanlıktan ellerini ısırır. Gözyaşından sonra kan ağlar. Kötü sonuca kadar dilediğini ona vermiş, kaçmak için çaba gösterir, ancak kaçması imkansız… Hey adam! Nefsini helaktan önce ikaz et. Ayrılmak zorlaşmadan önce nefsini onun esaretinden kurtar. Tevfik ve saadet ayaklan üzere kalk… Umulur ki ALLAH farzıyla sana şehadeti nasip eder… Bu sevaptan hiçbir sebep ona hiçbir sebep seni geride bırakmasın…

Akıllı kişi, büyük azim için paçalarını sıvayandır. İsabetli görüşlü de cihatta nasibi olandır. Tembelliğe saplanan ayaklan kaymış, pişmanlığın fayda vermeyeceği zamanda pişman olur. En yüksek Cennet odalarında şehitleri gördüğünde de, aşırı gittiğinden ve her şeyin elden gitmesinden dişlerini gıcırdatır

.”ALLAH ise, hakkı söyler ve (doğru olan) yola yöneltipiletir.” (Ahzap: 33/4) ALLAH bize yeter. O ne güzel vekildir.”(Al-İİmran: 3/173)

Alıntılar:
1.El-Camiu Li Ahkamil Kuran: 8/140-142
2.Ebu Davud Buyu: 3/740
3.Şuabul İman: 2/92.
4.Ahmed b. Muhammed b. Abdurrahman Ebu Ubeyd El-Hara-vi’dir. Yakutun Mu’cemu’1-Ude-ba’sı: 4/360-361.
5.Hadis 116 numara ile gelecek.
6.El-Camiul Ezher el-Hadisin Nebiyyil Enver: 1/225
7.Takribut Tehzib s.328
8.Takribut Tehzib s. 161.
9.Buhari Rikak: 15.
10.Hadisi, ilk bölümü itibariyle Ubade b. Samit ve Ebu Umame’derl (r.a) ve 179-181 rakamla gelecek olan hadis. Hadisin ikinci bölümü itibariyle de geçen 32 ve 36 numaralı hadisler teyid etmektedir.
11.Takribu’t-Tehzib s.111-112.
12. Takribut Tehzib s.31.
13. İbn Mace Cihad: 2/923
14.Takribut Tehzib 33.
15.Takrîbut Tehzib s.137.
16.Müslim İmaret: 47.
17.Ebu Davud Cihad: 18,
18.Takribu’t-Tehzib s. 124.
19.Abdurrezzak Musannaf: 5/172.
20.El-Camiu li Ahkamil Kuran: 8/152

Salih Dualarınızda Bizleride Unutmayınız
Diriliszamani.com’daki Kardeşleriniz..

Yorum Yok
taintedsong.com taintedsong.com taintedsong.com

Cihad Gençlerine

Cihad GençlerineAli b. Hamid el-Harabi

Mahya’da haçlılara karşı düzenlenen “Bedru-r Riyad Gazvesi” kahramanlarından Şehit Ali b. Hamid el-Harabi’nin vasiyeti…

Hamd alemlerin rabbinedir. Salât ve selam Nebimiz Muhammed Mustafa’nın üzerine olsun.

Bu, cihad gençlerine vasiyetimdir. Gençlerden kastım cihad topraklarında yaşayan gerek çalışan gerekse de yerinde oturan herkestir. Özellikle de Araplar…

Öncelikle yerinde oturan mücahidlerle başlıyorum… Allah (Subhanehu ve Tealâ) şöyle buyuruyor:

“Her kim cihad ederse, ancak kendisi için cihad etmiş olur. Şüphesiz Allah, âlemlere muhtaç değildir.” (29, Ankebut/6)

“Eğer Allah, yolunda sefere çıkmazsanız, sizi elem dolu bir azap ile cezalandırır ve yerinize sizden başka bir toplum getirir. Siz ise O’na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.” (9, Tevbe/39)

Yine onlara Allah (Subhanehu ve Tealâ)’nın şu ayetini hatırlatıyorum:

“Gerek yaya olarak, gerek binek üzerinde Allah yolunda sefere çıkın. Mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” (9, Tevbe/41)

Ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şu hadisini…

“Müşrikleri Arap yarımadasından çıkarınız.”

Ey Allah yolundaki kardeşim… Allah (Subhanehu ve Tealâ) bizden dine ve hiçbir şey için değil sadece Müslüman oldukları için gece gündüz kanı dökülen kardeşlerimize yardım etmemizi istiyor. Allah (Subhanehu ve Tealâ)’nın bundan dolayı bizi hesaba çekmeyeceğini mi sanıyorsun? Biz haçlıların, kutsal topraklarda kardeşlerimizi vurduğunu görüp dururken… Afganistan’da, Irak’ta ve diğer İslam ülkelerinde… Üstelik bunu kendi paramızla ve (Allah onlara lanet etsin) Selul ailesinin izni ve münafık işbirlikçilerinin fetvaları ile yaptıklarını bilip dururken…

Kardeşim! Bu başımıza gelen büyük bir felakettir. Bu yüzden kalk ve dine yardım etmek için harekete geç… Geç ki yarın Allah (Subhanehu ve Tealâ)’nın huzurunda mazur olasın. İslam bu gün size sesleniyor. Ümmet yardımınızı bekliyor. Allah (Subhanehu ve Tealâ) sizin elinizle İslam’ı yaşatmak istiyor… Andolsun ki Allah (Subhanehu ve Tealâ) sizi, dine ve mustaz’aflara yardım etmeye teşvik ediyor… Ama sizi olduğunuz yerde otururken buluyor.

Kardeşim! Bil ki tek bir canın var. Öyleyse o Allah yolunda feda olsun. Allah indinde onu hesaba çek. Allah (Subhanehu ve Tealâ)’nın katında bulunan daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Sen şehidlerin yolunu izle… Bu yolda seni geçmiş olan kardeşlerine yetiş…

Ey hakkın süvarileri! Atlarınıza binin… Çünkü düşman kutsal toprakları işgal etti… Kardeşlerimizi darmadağın etti. Biz ise hala cihadın farz-ı ayn mı yoksa farz-ı kifaye mi olduğunu düşünüyoruz… Allah yolunun neferleri olun… Kıtal ve şehadetten ibaret cihaddan nasibinizi alın. Nasibiniz sadece hikayeler ve cihad marşları olmasın…

“Hakkın zaferi ise dileğin,
İstemelisin…
Ebu Ubeyde ve Mesna’nın cihadını,
Boş ver dünya için çabalayıp,
Cihadı şarkı gibi mırıldananı…”

Şimdi sen kardeşim! Bir tercih yapmak zorundasın. Ya kardeşlerini zor zamanda yardımsız bırakıp onlara sırtını döneceksin ve Allah (Subhanehu ve Tealâ) da seni yardımsız bırakacaktır ya da kardeşlerine yardım edeceksin ve Allah (Subhanehu ve Tealâ) da sana yardım edecek. Allah sizi yardımsız bırakmadan önce siz Allah’a tevbe edin:

“Eğer sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir? Mü’minler, ancak Allah’a tevekkül etsinler.” (3, Ali İmran/160)

Allah’tan korkun… Şer’i ve askeri bilginizi arttırın. Çünkü ümmetin size ihtiyacı var. Ağır davranırsanız bilin ki:

“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” (5, Maide/54)

Ben yerinde oturan ve yüz çevirenlerden beri olduğumu Allah’ın huzurunda ifade ediyorum. Onlarla aramızda hüküm verecek olan alemlerin rabbi huzurunda karşılaşacağız. O hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

Yorum Yok
taintedsong.com taintedsong.com taintedsong.com

Çeçenistan’ın Kutlu Direnişi

Kafkas Kartalları

1980’li yıllarda Sovyetler Birliği’nin izlediği glastnost (açıklık) ve perestroika (yeniden yapılanma) politikaları, S.S.C.B.’nin çatısı altında olan birlik cumhuriyetlerinin kendi bağımsızlıklarına ulaşmak gayretlerinin artmasına ve somutlaşmasına kapı açtı. 1990 yılında hemen hemen bütün özerk cumhuriyetler egemenliklerini ilan ettiler. Çeçenistan’da ise, toplumsal muhalefet Çeçen Ulusal Kongresi adı altında örgütlendi. Çeçen Ulusal Kongresi Başkanlığa General Cevher Dudayev’i seçti. Kongrenin ilk amacı bağımsızlık, nihayi amacı ise Kafkas Halkları Konfederasyonu idi. Bu dönemde İnguşlarla beraber hareket eden Çeçenler, 27 Kasım 1990’da İnguşlarla Çeçen-İnguş Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını ilan ettiler.

19 Ağustos 1991’de Gorbaçov’a karşı girişilen darbe ve sonrasındaki gelişmeler S.S.C.B.’yi oluşturan bazı devletlerin Rusya Federasyonu ile yeni bir anlaşma temelinde buluşmalarına sebep oldu. Topluluğa üye devletlerin Rusya’nın gözetiminden ve yönlendirmesinden azade olmadıkları anlaşılıyordu. Fakat Çeçenler, tam bağımsız bir Çeçenistan için 27 Ekim 1991’de başkanlık ve meclis seçimlerini yaptılar. Devlet Başkanlığı’na Cevher Dudayev seçildi. Meclis, 1 Kasım 1991’de Çeçenistan’ın bağımsızlığını ilan etti. Bu gelişmeden altı gün sonra 7 Kasım 1991’de Moskova yönetimi, Çeçenistan’da olağanüstü hal ilan etti ve ertesi gün başkent Grozni’ye askeri birlikler gönderdi. Fakat bağımsızlığa susamış Çeçen halkı bu olaya büyük tepki gösterdi. Tepkilerden çekinen Ruslar geri çekilmek zorunda kaldılar.

Çeçenler’in bu bağımsızlık talebi tamamen haklı idi. Zaten uluslararası sözleşmeler de uluslara kaderlerini serbestçe tayin etme hakkını vermişti. Sovyetler’in dağılmasından sonra Ruslarla federasyon anlaşması yapmayan tek devlet Çeçenistan’dı. İnguşlar bile başlangıçta Çeçenlerle birlikte hareket ettikleri halde, daha sonra Ruslarla İnguş Cumhuriyeti adı ile federasyon anlaşması yaptı.

Çeçenistan’ın Ruslar açısından önemi Çeçen topraklarının, Ruslar açısından iki önemli özelliği vardır. Birincisi; 1900’lerden beri üretimine başlanan ve bir çok yan sanayisi bulunan petrol yataklarıdır. 1980’lerde petrol üretimi 15 milyon tona ulaştı.

İkincisi; Hazar Denizi’nden Karadeniz kıyılarına kadar uzanan demiryolu hattının yine bu topraklardan geçmesidir. Çeçenistan, bu özellikleriyle Kuzey Kafkasya’nın merkezi konumundadır. Ruslar, jeopolitik ve ekonomik önemi olan Çeçenistan’ın bağımsızlığını kabullenemediler. 1994’te Çeçen yönetimine muhalif güçleri destekleyerek savaşın tohumlarını atmaya başladılar. Muhaliflerin oluşturduğu Konsey, Rusya’dan para ve silah yardımı alarak Grozni’yi tehdit etmeye başladı. Başkanlığını Umar Avturkhanov’un yaptığı muhalif konseyin birlikleriyle Grozni iktidarı askerleri arasında çatışmalar yaşanmaya başladı. 26 Kasım 1994’te Grozni ve çevresindeki çatışmalarda hükümet, 200 muhalif askerin öldüğünü, 100 kadarının da esir alındığını açıkladı.

Dudayev, etkili bir siyasette bulunmuştu Bu çatışmalardan önce Cevher Dudayev, değişik vesilerle Rusya ile ilişkilere politik çözümler bulmak için görüşmeler yapmış, petrol boru hattı ve demiryolu hattının ortak işletilmesini önermişti. Ancak Ruslar’ın bağımsız bir Çeçenistan tahammülsüzlüğü önce muhalifler eliyle, sonra da kendi güçleriyle Grozni hükümeti arasında çetin bir savaşın başlamasına sebep oldu.

Çeçenler, imanın gerçek yüzünü gösteriyor Bu savaşta binlerce Çeçen mücahidi şehit oldu. Savaşmaya gücü olmayan kadın, çocuk ve yaşlı binlerce Çeçen yurtlarını terk ederek mülteci olarak muhtelif ülkelere iltica ettiler. Rus güçler, bugün Çeçen topraklarını işgal etmiş durumdadırlar. Çeçenler birkaç merkezde direnişlerini devam ettirmektedir. Çeçen direnişçilerle karşı karşıya gelmekten ürken Rus askerlerinin Çeçen halkına işkenceler yaptıkları gelen son haberlerdir. 1994’ten bu yana Çeçenler neredeyse, dünyanın en büyük ordusuyla mücadele etmektedirler. Kemiyetin aldatıcılığını, imanın gerçek gücünü direnişleriyle ortaya koydular. En büyük komutanlarını feda etmekten çekinmediler. Çünkü mücadelenin kişilerle kayıtlı olmadığını, gerçek gücün Allah’tan geldiğini biliyorlardı.

Ruslar’ın kalbine korku salan komutanlardan Salman Raduyev’in esir düştükten sonra Rus mahkemesi tarafından ömür boyu hapse mahkum edilmesine rağmen, yaptığı şu konuşma Şamil’in ruhunun yeniden canlanmasından başka bir şey değildi:

Raduyev’den Şamil ruhu “Kendi vatanımı savundum. Biz, Ruslar’ı çağırmadık. Onlar, gelip bizim vatanımızı işgal ettiler. Biz, savaşı istemedik, onlar, gelip bizimle savaşmak istedi. Ruslar, askerlerimizle savaşmak yerine çocuk, kadın ve yaşlı insanları öldürdü. Sizin, benim hakkımdaki hükmünüz ceza değil, mükafattır. Allah’ın bana verdiği ömrü, O’nun yolunda ve kendi vatanıma harcadım. Her şey, Allah’ın elinde. O, istediği zaman ben buradan çıkarım. Ben, önce Allah’ın, sonra komutanım Cahar Dudayev’in askeriyim. Savaştığım için asla pişman değilim.”

Ahmet Ziya YILDIZ

Yorum Yok
taintedsong.com taintedsong.com taintedsong.com

İnsanlık Suçu

intifada

Filistin’de olan şey, maddi ve manevi varlık ve değerlerine el konmuş, bu cümleden olarak ülkeleri işgal edilmiş bir milletin direnişidir. İsrail’in yaptığı ise uluslararası kuralları, ahlak ilkelerini, insanlara mahsus erdemleri hiçe sayarak işgali devam ettirmek, bir halkı göz göre göre eritmek, imha etmek, maddi ve manevi olarak çökertmek, bütün dünyayı çeşitli taktiklerle ve göstermelik toplantılarla oyalayarak meşru olmayan emeline doğru adım adım ilerlemektir.

Eğer dünyada insanlık ölmemiş olsaydı, eğer uluslararası anlaşmazlıkları tarafsız ve adil bir çözüme bağlamak için var olmuş bir Birleşmiş Milletler bulunsaydı, eğer İslam kardeşliği diye bir kavramın hayatta karşılığı olsaydı bugün Filistin’de yaşanan dram asla yaşanmazdı.

Ateş düştüğü yeri yakar; bakın bu yangının içindeki nasıl feryad ediyor:

” …. Gazze’den selamlar gönderiyorum. Ama Allah bilir belki size gönderebileceğim son selam olabilir; çünkü bilgisayarımın pilinin son dakikalarını kullanıyorum….

Gazze’de elektrik petrol ve su bitmiş durumdadır …Hastanelerde jeneratörlerin son mazot litreleri kullanılıyor, ondan sonra hastanelerdeki elektrikler de kesilecek. O saatten 24 saat içerisinde 400 diyaliz hastası ölüme mahkum kalacak ve yoğun bakımda olan yaklaşık 200 genç ve yaralıyı kayıp edeceğiz.. Bununla birlikte sürekli ilaç ve elektrik gerektiren ameliyatlar durdurulacak..

Bu hepsi değil, Gazze’nin dramı daha çok hikaye anlatıyor …Mesela fırınlarda ekmek yok, pazarda da un yok, ilaçların çoğu bitmiş durumda, sınırlar İsrail ve Mısır tarafından kapatılıyor

Boynunuza emanettir ki Türk halkına söyleyin …Biz Filistin halkı olarak kıyamet gününde ve Allah’ın huzurunda hakkımızı helal etmeyeceğiz. Biz burada ölürsek sizin payınız var bunda; eğer her biriniz çıkıp da elinden geleni yapmasa Allah’ın önünde kardeşlik hakkımızı isteyeceğiz sizden

Ben kendimi Filistinli bir Türk olarak tanıtıyorum. O kadar ki seviyorum ki sizi; onun için sizden bir şey yapmanızı bekliyorum

Ben TC’de okumuş bir Filistinli inşaat mühendisi.. ve mesajımı yayınlayacaksanız lütfen dilini düzeltin

Gazze’den her şeyi yazmaya hazırım ben, size ve tüm gazetecilere.

Saygılarımla…

Eng. Moin Naim

Head Of Resource Development Unit

Ricasına rağmen diline çok az dokundum; çünkü onun Türkçesi beni daha çok etkiledi.

Hayreddin KARAMAN

free_palestine

Yorum Yok
taintedsong.com taintedsong.com taintedsong.com

Gazze’de bir Osmanlı Askerinin not defterinden..

Osmanlı

Tam doksan iki yıl önce Gazze’de, İngilizlerle savaşan Osmanlı askeri Hüseyin Çavuş’un not defterinden çıkan şiirlerden birinin son dörtlüğü….


İbrahim Karagül’ün yazısı


“Ne bir dua ne Fatiha isterim sizlerden. İntikam… Ah intikam!..
Geçmeyiniz bizlerden..”

Tam doksan iki yıl önce, bugünlerde İsrail ordusunun kıyımlarını izlediğimiz Gazze’de, dönemin ABD’si olan İngilizlerle savaşan Osmanlı askerleri içinde, kendi deyimiyle “Anadolu’dan kopup gelen” Mehmed Hüseyin Çavuş’un not defterinden çıkan anıların arasında bulunan şiirlerden birinin son dörtlüğü bu.


“Neler neler diyorum yare, açıldı efganım…
Neler neler diyorum, hepsi… hepsi yalan…”


Bu da, Hüseyin Çavuş’un nefis cümlelerle yazılmış bir aşk hikayesinin son cümleleri. Gazze’de köy köy yaşanan şiddetli çatışmalar, yokluklar, acılar, kahramanlıklar, ölümler sırasında yazıldı. Kudüs yolunu İngilizlere kapatmak için Suveyş Kanal Muharebeleri, birinci, ikinci, üçüncü Gazze muharebeleri sırasında, Birşiba Muharebesi sırasında yazıldı bu cümleler.


“Akşam saat altıya çeyrek kala, bir İngiliz tayyaresinden atılan bomba, Ahmed Çavuş komutasındaki topa isabet etti. Yekdiğerini takiben Kozanoğlu Mehmed, Bandırmalı Ömer, Ödemişli Kazım, Lüleburgazlı Halil şehid oldu. Marangoz Abdullah, Kilisli Musafa ağır yaralandı. Sıhhiye arabalarıyla Mesvke’deki sıhhiye bölüğüne gönderilmişlerse de birisinin şehid olduğu anlaşıldı. İşte, bugünün sabahı, sekiz aslan neferin elimden gasbedilmesiyle başladı. Şimdi her tarafta bir musalib harb var. Bakalım… İstikbal… Mehmed Hüseyin: 6/5..”


Gazze’yi can havliyle savunan Anadolu evlatlarının şehid olduktan sonra ceplerinden toplanan not defterlerinde neler yok ki..


“Senden ayrıldım. Bak harab oldum.. Beni hep an!.. Unutma…” (Piyade Topçu Mehmed Hüseyin)
İşti o not defterlerinin sayfalarına, fotokopilerine bakıyorum sabahtan beri. Bir yandan da haber kaynaklarından İsrail’in Gazze’deki kıyımıyla ilgili gelişmeleri, dünyanın sahte ateşkes çabalarını izliyorum. Alelacele yazılmış, bazı cümlelerin üzeri çizilmiş sayfalar. Kiminin üzerinde bağrı yanık bir Anadolu çocuğunun efkarı, kiminin üzerinde öfke ve intikam çığlıkları.. Hepsi ama hepsi, bu toprakları ölümüne savunmuş. Yer yer zaferler kazanmış, ağır kayıplar verdirmiş. 30 bin civarındaki Osmanlı askeri, 85 binin üzerinde İngiliz askerine karşı, bütün imkansızlıklar içinde, o toprakları, köyleri, tepeleri savunmuş. Doksan yıl önce… Bu savaşta İngiliz askerleri tarafından ele geçirilen, Osmanlı askerlerinin kullandığı haritaya bakıyorum…


Yollar, tepeler, vadiler, köyler.. Çatışmaların yaşandığı her yer.. Gazze, Golan tepeleri… Zeytinlikler.. Hangisinde kaç Anadolu çocuğu gömülü şu an? Doksan yıl sonra bugün İsrail aynı yerleri bombalıyor.. Kudüs teslim olana kadar, o toprakların her metresinde verilen o dehşet mücadeleyi bugün kaçımız hatırlıyor? Kaçımız, İsrail’in bugün yapıp ettikleriyle İngiltere’nin yapıp ettiklerini kıyaslıyor? Kaçımız yüreğimizin bir tarafını hâlâ oralarda hissediyor? Daha o şehitlerin not defterlerini bile okuyamıyoruz!


Aynı savaşta İngiliz Cavuş Whatley’in anıları derlenip toparlanmış:
15 Eylül 1917: Bombay’dan Keşmir adlı gemiyle Suveyş Kanalı’na gelişlerini, oradan Kantara’ya geçişlerini anlatıyor. 6 Kasım’da Gazze’ye saldırı hazırlıklarından, Türk keskin nişancılardan, Gazze’yi nasıl bombaladıklarından söz ediyor. Sonraki günlerde; bölgedeki Musevilerin desteğinden, köylerdeki şiddetli çatışmalardan, tarafların verdiği kayıplardan, birkaç saat planlanıp birkaç gün süren çatışmalardan, bir kaç saatlik ateşkeslerden, Türk taarruzlarından, sadece bir köye üç bin top atışından, en şiddetli direnişin yaşandığı Tire köyünden söz ediyor…
İsrail Gazze’de çocuklara kıyım yaparken, uranyumlu bombalarla kenti harabeye çevirirken bunlara bakıyordum. Daha önce de bakmıştım. Hatta yazmıştım da. Ama, bugünlerde özellikle tekrar tekrar baktım. Kudüs düşene kadar…


Çünkü bugün o gündü. O zaman İngiliz vardı şimdi İsrail’le birlikte ABD var. Topraklar aynı. Köyler aynı. Kentler aynı. Savunanlar aynı, saldırganlar aynı.
Bir asır geçti… Bugün Gazze’yi savunanlar, İsrail saldırılarına şiddetli tepki verenler, o gün o topraklarda hayatını kaybedenlerin torunları değil mi? Ceplerinde Anadolu ağıtları yazan gençlerin, Kudüs’ü, Medine’yi, Mekke’yi koruyanların torunları değil mi? Öyleyse Gazze’de olanlara en sert tepkiyi gösterme hakkına sahip olanlar onlar değil mi?


Bugün sesi en yüksek çıkması gerekenler biz değil miyiz!..


Ne yazmıştı Hüseyin Çavuş… “Ne bir dua, ne fatiha isterim sizden. İntikam… Ah! İntikam!..”

Yorum Yok
taintedsong.com taintedsong.com taintedsong.com

Gazze için sabah ezanı vakti

Gazze

Bilâl’in hiç açılmayacak göz kapaklarına doğacak güneş az sonra. Taze gün ışıkları sessizce yırtacak karanlığın perdesini. Ama Bilâl perdeyi çoktan kapattı. Karanlığı yırtan ışıklar, zulmün zifirisine sabahı getiremiyor şimdilik.

Bebek Bilâl. İki aylık yüzüne kan çizmişler Bilâl’in. Barut doldurmuşlar bakmaya doymamış gözbebeklerine. Gözleri harama değmemiş Bilâl, bu sabah ezanını duyamadı, duyamayacak. Perdelerinden içeri mehtap değil, bomba şavkı yağdı. Yastığı kül oldu Bilâl’in. Yatağı buz oldu. Uykusu kan oldu. Yüzünü aynalar paylaşmadan önce, kör şarapneller parça parça alıverdi.

“Allahüekber… Allahüekber…”

Babasının kucağına uyanamayacak Zehra bu sabah. Kucağında ölüm var babasının. Omuzlarına taştan katı, ateşten yakıcı zulmün molozları yığılmış. Yetim kaldığını anlayacak yaşta değil Zehra. Evlerine oyuncak diye ateş doldurmuş üniformalı amcaları. Kravatlı amcaları “ölebilir Zehra!” diyor. “Ölmeli…” diyenleri de var. Televizyon ara veriyor savaş haberlerine. Aradan çikolata reklamı geçiyor. Zehra’nın kanının renginde paketleniyor yüz kremleri. Şampuan arıyor anneler küçük kızlarının saç tipine göre. “İnce kuru” saçları çok geliyor Zehra’ya. Mutfakta Nescafe kokmuyor. Kan akıyor musluktan. Dudakları ağlamayı bile bilmiyor Zehra’nın. Ağladığında kim duyacak ki? Bir nefeslik bile teselli sunamıyor yanık baba cesedi…

“Allahüekber… Allahüekber…”

Seccadesi köşede katlı duruyor Ahmet Yasin’in. Abdestini yeni almış. Suyla değil kanla tamamlamış guslünü. İğne başı kadar bile kuru yeri kalmamış. Tepeden tırnağa mazlum, masum. Secdeye koyacak başı kalmamış. Yüzü yok kıbleye dönecek. Uğrunda öldürüldüğü imanını şahit bırakmış cesedinin yanı başına. Cenazesini kaldıracaklar bile öldürülmüş, öldürülecek… Ateşten seccadeler seriliyor sokak aralarına. Başı eğilmiyor zalime şehitlerin. İblis soyunun hesapları bencilliğe varıyor, kibre dayanıyor. Şefkat başını uzatamıyor pencerelerden. Korku bile korkuyor nursuz suratlarından.

“Eşhedü en lâ ilahe illalah…”

Sabaha kan çorbası hazırlıyor zalimler. Katliam partisi ihraç ediyorlar oturma odalarına. Uyuyor mudur Olmert acep? Onun da gözleri var mıdır uyumaya hasret? Sakinleşir mi rüya görürken nefreti? Söner mi azgınlığı yüzüne su vururken? Zehrâ’nın yaşında bir kızı var mıdır füzeyi ateşleyen askerin? Gece utanıyor gece olduğuna; karanlığıyla gizlediği tanklar ateş dolduruyor bebelerin süt kokan ağızlarına. Sabahın gönlü yok gün ışığını görmeye; ölü kuşkanatlarıyla örtüyor ölü kızların utangaç saçlarını. Alev topu düşüyor “lâ ilâhe” ile “illallah” arasına… Kinlerini ilah edinenler namlunun gerisinde duruyor, “illâ Allah” diyenler namlunun ucunda kül oluyor, gül oluyor. Keskince bir “lâ…” yükseliyor Leylâ’nın kan sızan dudaklarından… “Allah…” diye akışıyor son nefesi; ateşleri söndürüyor bakışının güneşi.. “Şahit olduk yâ Rab, Sen de bize şahit ol…”

“Eşhedü enne Muhammed’ürresûlullah…”

Az daha büyüseydi Muhammed, olur a, belki öğrenirdi adını. “Muhammed” diye seslenince müezzin; belki dudakları kıvrılır, gözleri çevrilirdi. Adı yüzünden katledildi Muhammed bebek. Adını çekemeyenler ancak tetik çekebiliyorlar. Muhammed’lerin varlığını hazmedemeyenler, Ebuleheb gibi ateş taşıyorlar dudaklarında, haset üstüne haset yığıyorlar kalplerine. Kuruyasıca elleriyle ateş sütunları örüyorlar etraflarına. Kendi kendilerini hapsediyorlar alevden parmaklıkların ardına. Nefret aleviyle kundakladıkları Muhammed bebenin ölü yüzüne yerleşen tebessümün, kremle besledikleri kendi yüzlerine niye yakışmadığını anlamayacaklar.

“Hayyâlessalâh…”

Haydin namaza ey Gazzelilerin uykucu kardeşleri. Kardeşleriniz ağlarken gülebilen dudaklarınıza hiç olmazsa Fatiha değsin. Bebelerin kahvaltı saatinde kurşun yediği Gazze’nin komşuları, çocuk çığlıklarına dayanamayıp kapattığınız kulaklarınıza hiç olmazsa ezan değsin. Gözlerinin içine utanmadan bakabildiğimiz kızımıza, “sen Gazzeli çocuklardan biri olsaydın, ben sen öldürülürken de uyurdum” diyebiliyorsak, uyumaya devam edelim.

“Hayyâlelfelâh…”

Kurtuluş kervanı çoktan göçtü. “Ah keşke kavmim de bir bilseydi..” diye müjde vermek için yanıp tutuşuyor şehitler. Ezan mı? Gazze’de bu sabah ezan yarım kaldı. Belki de hiç başlayamadı.

Senai Demirci

Yorum Yok
taintedsong.com taintedsong.com taintedsong.com

Çalınmış Bir Ülkeye Ağıt

hanzala

1946′da bir Filistin vardı…

2009′da artık bir Filistin yok. Yüz yıl süren kışkırtılmış bir Yahudi selinde boğulmuş bir ülke artık Filistin. Toprakları çalınmış ülke, insanları işgale uğramış ülke…

Filistin‘in yiğit evladı Mahmut Derviş diyor ki;

Ve ant içerim ki,
bir mendil işleyeceğim yarına kadar,
gözlerine sunduğum şiirlerle süslü
ve bir tümceyle, baldan ve öpücüklerden tatlı:
“Bir Filistin vardı,
bir Filistin gene var!”

Filistin’in bir sınırı yok, pasaportu yok, yolu yok, sokağı yok, ordusu yok. Filistin, 1946′dan beri dünyanın en acımasız erozyon bölgesi. Siyonizm’e set kuramadığı için bir ülke ve bir halk göçüp gidiyor.

“Topraksız bir halk ve halksız bir toprak” nidalarıyla geldiler. Paralarıyla, bankerleriyle, örgütleriyle, çeteleriyle, istihbarat teşkilatlarıyla kondular Filistinlilerin üstüne. Paramparça ettiler buldukları ne varsa. İngilizler arkasındaydı, Fransızlar, Almanlar… Amerikalılar arkasındaydı. Dünyanın bütün paraları emrindeydi “topraksız bir halkın.” Ve bütün dünya bir olup, “topraksız bir halk” için bir toprak yaratmak üzere, binlerce yılın tortusu bir toprağı halksız bıraktı…

Siyonist, ırkçı, işbirlikçi, terörist bir korsan devlet var şimdi o halksız toprakların üzerinde. 1.5 milyon Gazze’li yılanların önüne atılmış bir minik fare kıvamında yarım yüzyıldan beri. Orduları, topları, tüfekleriyle saldırıyorlar yine…

Düşlerin Filistin‘i ve acıların,
ayakların, bedenlerin ve mendillerin Filistin‘i,
sözcüklerin ve sessizliğin Filistin‘i
ve çığlıkların.
Ölümün ve doğumun Filistin‘i,
taşıdım seni eski defterlerimde
şiirlerimin ateşi gibi.
Kumanya gibi taşıdım seni gezilerimde.
Koyaklarda çağırdım seni bağıra bağıra,
inlettim senin adına koyakları:

Zalim düşmana bağırdım, eyFilistin, senin adına:
“Ölürsem, ey böcekler, vücudumu didik didik edin!”
Karınca yumurtasından kartal çıkmaz hiçbir vakit,
yalnız yılan çıkar zehirli yılanlardan!
Ben barbarların atlarını iyi bilirim.
Bir ben dururum onların karşısında,
bir ben,
gençliğin yüreğiyim her daim,
yüreğiyim beyaz kanatlı atlıların.

Mahmud Derviş böyle bağırıyor…

Ve bir Filistin vardı, bir Filistin gene var! Birleşmiş barbarlara inat, direniyor Filistin.

Gazzeliler direniyor yine, utanmaz bir dünyanın gözleri önünde. Dayan ey Filistin, dayan ki umudu kararmasın onurun, dayanışmanın, insan olmanın.

Dayan bir Filistin olacak!

İnşâallah, inşâallah, inşâallah…

Yorum Yok
taintedsong.com taintedsong.com taintedsong.com

hanzalaO, ihanetin, mürailiğin kol attığı iklimde yamalı elbisesi, çıplak ayakları, diken diken olmuş saçları.
O,  bütün bunlar karşısında ellerini arkasına umarsızca bağlamış özgürlüğün öksüz çocuğu…
O, intifadanın, saflığın masumca-çocukça bir sembolü…
O, iki yüz yıldır coğrafyası her türlü işgale uğramış devamlı kaybetmiş adı sanı bilinmez ama hepimiz den bir parça taşıyan…
O, karşısındakilerin gücünü umursamayan ve bunu es geçmemizi bize hatırlatan…
O, annesini, babasını, kardeşlerini, her şeyini kaybetmiş ve hala kaybetmekte olan bir çocuk…

O, ceset tarlalarının ortasında oyunlar oynayan ama her oyunda Azrail’le arkadaşlık eden…
O, hayatın bir kurşundan daha ucuz olduğu, sokaklarında ölümün kol gezdiği bir coğrafyanın asi veledi…
O, ölüm kokan topraklarda sessizce dolaşan ve o küçüklüğüne rağmen her şeyi bir büyüğün büyüklüğünden daha fazla akıl edebilen…
O, artık gördüğü duyduğu yaşadığı acıların çetelesini tutmayan bunları bir sıradanlıkla geçen ama asla pes etmeyen…
O, küçük (10)yaşına rağmen yeri geldiğinde göndere bayrak değiştirmek için tırmanabilen…
O, zoru kolaylığa, lüksü fakirliğe, yokluğu varlığa tercih eden…
O, sürgünleri hapishaneleri bir umut olarak seçen…
O, yola düşülmesi gerektiğinde durmanın anlamsızlığını anlatan…
O, elindeki basitliği, fakirliği ve yokluğu ile güç sahiplerinin uykularını kaçıran..
Zaferle değil seferle mükellef olan
Hepimizin bir parçası, bizim mahallemizin sıra dışı evladı…
O, Hanzala…

O biz, biz O.
“Hepimiz Hanzala yız”

Yorum Yok
taintedsong.com taintedsong.com taintedsong.com

Felluce intifada

Medeniyetin Felluce çağındayım.
Ne tarafa dönsem kan,
Baba uyan,

Ey uyuyan dünya uyan.
Çocuğundur artık kanayan.
Baba uyan, uyandır kardeşimi,
Kim bizi postallar altında ezen?
Bizi kirleten kim?

Saçından sürüklenen kardeşim nerede?
Nerde kayarken dilek tuttuğum yıldızlar.
Kirpiklerime yağan sabah güneşi.
Elimi uzattığımda dokunduğum gökyüzü, nerede?
Nerede, her hafta pazara giderken
Sımsıkı tutunduğum o nasırlı ellerin?

Rahmet mi bu yağan baba?
Yoksa azap mı?
Sanki bir kapı açılıyor düşümde,
Masalımın ilk çağından,
Kör bir kuyuya düşüyorum.
Güneşin imparatorluğundan,
Karanlığın zaferi çıkıyor karşıma.
Yarım kalan düşlerimde.
Masal yüzlü bebekler ağlıyor hala.

Filistin duvarında,
Çocuğuna sarılan bir baba,
Kudurmuş bir işgali,
Dünyanın beynine kazıyor.
Necef de, Bağdat da, Çeçenya da,
Bir çağ yanıyor baba,
Bir çağ yanıyor ve bir kez daha yıkılıyorum.

Ve bir kez daha adım kanlarla
Zulmün kitabına yazılıyor.
Böyle mi olmalıydı baba.
Bükülmeyen bileyin,
Taşlarla kırılmalı.
Adın teröriste çıkmalıydı.
Senin katilin aklanmalı.
Bir imparatorluğun
Nazar boncuğu Mostar, yıkılmalıydı,
Böyle olmamalıydı baba.

Böyle olmamalıydı,

İşgale karşı koymanın bedeli
Senin kapanan gözlerini seyretmek,
Olmamalıydı.

Baba uyan, ne olur uyan
Evladındır artık kanayan.

Haçlı seferlerinde hep,
Hep ben ölmeliydim öyle mi?
Doğudan, batıya,
Her mezara kendimi gömmeliydim.

Böyle miydi baba?

Oysa Tuna nehri kadar özgürlüktüm ben,
Dicleydim, Fırattım vatandım ben.
Bir avuç su, bir karış toprak,
Değildim ben.

Baba ne kaldı şimdi Felluce den?
O da yanıyor şimdi, Musul gibi,
Kerkük gibi, Filistin gibi.
Yanıyor sapan taşlarının,
suskun dilindeki ateşten.
Kimin olursa olsun artık,
Bu kanlı zafer.
Adını kim koyarsa koysun bu zalim çağın.

Eğer camide vuruyorlarsa yaralı bir babayı sırtından.
Bu zulme alkış tutan,
Bu zulme sessiz kalan,
Herkes utansın.

Baba uyan, evladındır şimdi kanayan.
Ey bana büyük, kainata küçük dünya,
Sen yabancı değilsin çocuk ölümlerine,
Ana yüreğinin böyle göğüsten sökülmesine,
Şahitliğin taa Kızılderili kabuslarından.
Çok ağladığın olmuş zenci kölelerin,
Zincirli bembeyaz ellerine.
Sen onları da kurtaramamışsın ya.
Eyvah! Eyvah!

Şimdi, şimdi ne Mescid-i Aksa,
Ne Süleyman mabedi,
Hatırla,
Alnından vurulan Ramazan’ı
Bayrama yetişemedi.
Şu kan kusan ağzında,Bayat bir şekeri bile çiğneyemedin.

Uyan baba, baba uyan!

Utan ey uyuyan dünyam utan,
Düşlerime daha turnalar girecekti.

Uyan! Utan! Utan.

Bedirhan Gökçe
Yorum Yok
taintedsong.com taintedsong.com taintedsong.com

biber hapi Oyun wakame wakame wakame orjin moliva afrika mangosu ukash panax